Anadolu Türklerinin Genetik Yapısı: Ne Kadar Orta Asyalıyız?

 

Giriş

Anadolu Türklerinin genetik yapısı ve Orta Asyalılığı meselesi uzun yıllardır tartışıla gelen bir konudur. Ne yazık ki akademik olarak Anadolu’daki etnik Türklerin genetik yapısı yeterli özen gösterilerek incelenmemiştir. 2000’li yıllardan itibaren gelişmeye ve popülerleşmeye başlayan popülasyon genetiği alanında Türkiye üzerine  farklı tarihlerde yapılan üç kapsamlı akademik çalışmadan söz edilebilir.

Bunlardan ilki Cengiz Cinnioğlu tarafından 2004 yılında yayımlanan Excavating Y-chromosome haplotype strata in Anatolia adlı Y-DNA çalışmasıdır. Bu çalışmada örnekler etnisite gözetilmeksizin kan bankalarından toplanmıştı. Üstelik örneklerin bölge dağılımları da birbirleri ile eşit değildi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerden alınan örnekler toplam örnek sayısında ağırlıklı yer kaplamaktaydı. Haplogrupların altdallarına bile bakılmaksızın, sadece Doğu Avrasya kökenli olan Q, C ve O haplogruplarının oranları üzerinden (N Haplogrubu o dönemdeki veri yetersizliği sebebiyle Avrupalı olarak sınıflandırıldığı için o bile dahil edilmemişti) %3,4 “Orta Asyalı” Y-DNA’lara sahip olduğumuz ileri sürüldü. Bu şekilde toplanan örneklerden elde edilen sonuçlar yıllarca Türklerin Y-DNA açısından ne kadar Orta Asyalı olduklarını ölçmek için kullanıldı. Bugün hâlâ bu çalışma üzerine yeni ve kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Ancak proje olarak derlediğimiz, sadece baba soyu etnik Türklerden oluşan Y-DNA sonuçları ile Cinnioğlu’nun çalışmasında yer alan sonuçlar arasındaki büyük fark, çalışmanın etnik Türkleri temsil etmekten çok uzak olduğunu göstermektedir.

Bir diğer çalışma ise Uğur Hodoğlugil tarafından 2012 yılında yayımlanan Turkish Population Structure and Genetic Ancestry Reveal Relatedness among Eurasian Populations  adlı Otozomal DNA çalışmasıdır. Bu çalışmada Aydın, Balıkesir, İstanbul, Adana, Kayseri ve Trabzon illerinden yine etnik kökenleri ayırt edilmeksizin rastgele örnekler toplanmış (Adana örnekleri içerisinde Kürtler ve Araplar, Aydın, Kayseri, Balıkesir örneklerinde ise Balkan Türkleri, Çerkezler v.d. demografik/etnik gruplardan örnekler bulunuyordu) ve bu örnekler hiçbir tarîhî ve bilimsel zemin olmamasına rağmen Kırgızlar ile karşılaştırılıp Anadolu Türklerinin %9 ilâ %15 arasında “Orta Asyalı” oldukları saptanmıştı.

2014 yılında Can Alkan tarafından yayımlanan Whole genome sequencing of Turkish genomes reveals functional private alleles and impact of genetic interactions with Europe, Asia and Africa adlı çalışmada ilk defa Anadolu Türklerinin etnogenezini meydana getiren Oğuz/Türkmenlerin genetik yapısının henüz bilinmediğine ve bu yüzden Anadolu Türklerindeki Orta Asya genetik mirasının ölçümünün spekülasyona dayandığı faktörüne değinildi. Çalışmada Anadolu Türklerinin %21 oranında Doğu/Orta Asyalı genlere sahip oldukları sonucuna varılsa da, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden toplanan 16 örneğin etnik kökenlerine yine dikkat edilmemiş, anadilleri ile etnik kökenleri ayırt edilmeksizin tüm örnekler “Türk” olarak tanımlanmıştı.

Bu konuda sıklıkla yapılan bir diğer hata ise, Anadolu Türklerindeki “Orta Asya” genetik mirasını ölçerken sadece Doğu Avrasyalı otozomal bileşenlere odaklanılmasıydı. Buna göre günümüzde ortalama %10 civarında Doğu Avrasyalı olan Anadolu Türkleri aynı zamanda “%10 Orta Asyalı” olarak lanse ediliyorlardı. Nitekim 2018 yılında yayımlanan 137 ancient human genomes from across the Eurasian steppes adlı makalede ilk defa yer alan Hun ve Orta Çağ Türk örnekleri (Kıpçak, Kimek, Göktürk, Karluk, Karahanlı) bize gösterdi ki Ortaçağ Türk halkları %25 ilâ %50 arasında Doğu Avrasyalı genlere sahiptiler.

Henüz Selçuklu dönemi Oğuz Türklerinden DNA örnekleri bulunmaması günümüz Anadolu Türklerindeki Orta Asya genetik mirasını kesin olarak saptamamıza engel teşkil etmekle birlikte, Orta Çağ’dan Oğuzların komşuları ve akrabaları olan diğer Türk halklarının genetik yapıları, Oğuzların da genetik yapısına büyük ölçüde ışık tutmaktadır. Buna göre elimizde birkaç farklı senaryo bulunmakta ve bu seneryolar üzerinden aşağıda örneklerini de vereceğimiz soy modelleme araçları ile Anadolu Türklerinin genetik yapısının bölgelere göre ne kadar Orta Asyalı ne kadar yerli oldukları hakkında aşağı yukarı sağlam fikirler edinmek mümkündür.

 

Genetik Modelleme

Modellemelerimizde başvuracağımız araç, Eurogenes Projesi’nin kurucusu David Wesolowski tarafından geliştirilen ve son zamanlarda oldukça popüler olan Global 25 adlı PCA tabanlı (Principal Component Analysis) bir soy modelleme aracı. Bu aracın veritabanında yer alan ve bizim kullanacağımız Türk örnekleri proje üyelerimizden bilinen soyu tamamen etnik Türk olan ve her iki taraftan da memleketlerinin en az 3 nesil yerlisi olanlar arasından bölgelere ayrılarak seçilip gönderildiler. Şu an 5 bölgeden 41 temsilci örnek (+3 Türkiyeli Azerbaycan Türkü) yer almaktadır.

 

Aşağıda sırasıyla Anadolu Türklerinin bölge ortalamalarını Orta Çağ Türk Halkları (Karluk, Karahanlı, Kimek, Kıpçak ve Göktürk) ile modelleyeceğiz. Burada amaç Anadolu’ya gelen Oğuzların genetik yapısını benzer diğer Orta Çağ Türkleri ile simüle etmek. Türk göçü öncesi Anadolu’nun yerli halklarını temsil etmesi için de Anadolu ve Girit Rumlarını kullanacağız.

 

Modelleme 1

Anadolu Türklerini Karluklar ve Anadolu & Girit Rumları ile modellediğimiz zaman:

 

Modelleme 2

 

Anadolu Türklerini Karahanlılar ve Anadolu & Girit Rumları ile modellediğimiz zaman:

 

Modelleme 3

Anadolu Türklerini DA89 Göktürk dönemi örneği ile modellediğimiz zaman:

 

Modelleme 4

Anadolu Türklerini DA179 Kıpçak örneği ile modellediğimiz zaman:

 

Modelleme 5

Anadolu Türklerini Kimek örneği ile modellediğimiz zaman:

Sonuç:

Yukarıda Orta Çağ’dan 4 farklı Türk halkı ile yaptığımız modellemelerde görüldüğü üzere, Anadolu Türkleri bölgelere ve kullanılan referansa göre değişmekle birlikte %25 ilâ %45 arasında Orta Asyalı olarak modellenebilmektedir. Tekrar etmekte fayda var ki daha net ve doğru sonuçlar alabilmek için hâlâ Selçuklu dönemi Oğuz Türklerinden DNA örneklerini beklemek zorundayız lakin tablonun aşağı yukarı aynı oranda kalacağını ileri sürmek mümkündür. Görüldüğü üzere etnik Türklerden alınan örnekler ve doğru modellemelerle sonuçlar, daha önce bu konu üzerine yazılmış makalelerden büyük oranda farklılık göstermekte. Dileriz ki en kısa zamanda bu konu akademik camiada ciddiyetle ele alınır.